Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülten İmren
Gülten İmren

ÇOK ŞÜKÜR

Çelişkiler içerisinde sürdürdüğümüz bu yaşam henüz sağlığımızı bozamadı; çok defalar denemesine rağmen Türk halkının azmi, sabrı ve dayanma gücü bunu engelledi. Neyden bahsettiğimi çözemeyenler için daha açık yazayım: Çok Şükür akıl sağlığımız yerinde, ancak ne zaman kaybederiz onun garantisini veremem. Bazı dostlarım “dünyayı sen mi yönetiyorsun, bu denli düşünme” diyebilir. Kendi adıma hiçbir şey düşünmüyorum; benim kaygım çocuklarım ve torunlarım. Emekli biri olarak maaşımızla et, sebze, meyve alıp yiyememiz sekteye uğrar; şimdiye kadar yediklerimizin yerine tutarız, olur biter; peki torunlarımız ne yapacak? Onu merak ediyor ve derin derin düşünüyorum ve akıl sağlığımdan gerçekten korkuyorum. Neden bu hale geldik? 1974 yılında yaşadığımız Kıbrıs savaşında bazı ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlanıyorduk ama bunun Amerika’nın koyduğu ambargodan kaynaklandığını bizim kuşağın tümü biliyor. Kısacası kazancımızla ne istersek alabiliyorduk. Şimdi piyasalarda her şey var, alamıyoruz; sebze şu fiyat olmuş, et şu fiyat olmuş dememe gerek yok, hepimiz neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

 

Beni kahreden konulardan bahsedeyim: bizi yönetenler ülke için hizmet veriyor, daha doğrusu bize öyle söylüyorlar. Bakın, Osmangazi Köprüsü maliyeti 1 milyar 480 milyon dolar; 2025 yılı sonuna kadar hazinenin şirkete ödediği garanti kapsamındaki para 5 milyar 15 milyon dolar; hazinenin garanti kapsamındaki bu köprü için ödeyeceği para 10 milyar 329 milyon. Kimin parası bu? Çocuklarımın, torunlarımın. Ben bunları düşünmek zorundayım; isteyen düşünmeyebilir, dedim ya düşünmek zorundayım diye. İşte size bir neden daha: Botaş’ın 500 milyarlık borcu siliniyor. Sanırım Botaş’ı hepiniz bilirsiniz; varlık fonuna bağlı, doğalgaz satar hem de istediği fiyata. Peki neden zarar eder? Orasını nasıl söyleyeyim? Beni aşıyor.

 

Varlık fonuna bağlı olup zarar eden kuruluşlar: Botaş, Çaykur, TCDD, PTT, Türkiye Petrolleri, ETİ Maden, THY, Halkbank, Ziraat Bankası, VakıfBank, Borsa İstanbul ve Türk Telekom. Toplam borçları 10,7 trilyon. Anlayamadığım, bu ülkede en çok para kazanan özel bankalar olmasına rağmen bizim devlet bankaları neden zararda? THY dünyanın dört bir yerine yolcu taşıyor ama zarar ediyor; özel hava yolları kâr ederken THY niye zarar ediyor? Durun, ben söylüyorum: çünkü genel müdürleri ve müdürleri maaşlarını milyar milyar alıyor. Çaykur zarar edenler arasında, oysa bir kilo çay 250 TL. Kısacası tüm kurumların neden zarar ettikleri belli ama biz bir şey diyemiyoruz. Tüpçü aldığı krediyi ödemez; birileri vazifesi olmadığı halde kredi kartları bastırır ve “falan kredi kartınla öde, Türkiye’m seninle kazansın” sloganıyla televizyon reklamlarına milyonları öder, sonra da “zarar ettik” mi?

 

Tüm bunlara rağmen akıl sağlığım yerindeyse güçlü biriyim her halde, ancak düşünülecek o kadar çok şey var ki sıraya koyamıyorum: başta geçim sıkıntısı, eğitim, sağlık, savaşlar, siyasiler. Evet, en çok siyasiler düşünmeye sevk ediyor. Şimdi geçmişten bazı örnekler hatırlatacağım, haklı olup olmadığıma siz karar verin.

 

Medeni insanlar gibi ben de seçimlerde oy kullanıyorum; bu çok doğal. Siyasi tercihimi yapabilmem için gerek piyasaları gerekse liderleri takip etmeye çalışırım; haber bültenlerini ve siyasi tartışmaları mümkün olduğunca takip ederim. Televizyon kanallarında siyasilerin söylediklerini harfiyen aktarıyorum: AK Parti grup başkan vekili Sayın Leyla Şahin Usta “2002’de bu ülkede traktör yoktu, traktör üreten fabrika yoktu” dedi, oysa 1954 yılında Ankara’da temeli atılan, 1955’te üretime geçen ve Türkiye’nin tarımda makineleşme sürecinin en önemli adımlarından olmuştur. Bunun üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız bir konuşmasında “20, 25 yıl önce bu ülkede toplu iğne yoktu” demişti, oysa Atlı Zincir ve Toplu İğne Fabrikası İstanbul’da 1951 yılında üretime başlamıştı. Bir zamanlar bakanlık yapan Sn. Mahir Ünal televizyon kanallarında elinde bir bardakla “bu ülkede bir zamanlar bardak yoktu” demesi binlerce vatandaşı rencide ettiğine inanıyorum, oysa Türkiye İş Bankası’nın 1935 yılında kurduğu Şişe Cam ilaç şişeleri ve bardak üretmeye başladı. Bunları niye yazdığımı yazımın sonunda söyleyeceğim.

 

Stil olarak yazılarımın konusunu seçtiğimde araştırma yapar, sosyal medyadan yararlanırım. Türkiye’nin tanıdığı eski milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı beyefendinin bir konuşmasını buldum ve hayli beğendim; onun konuşma şekliyle paylaşıyorum:

 

“Faydasına sunmaya çalıştığı insanlığa ben daha nasıl faydalı olabilirim düşüncesiyle icat ettiği şeyler bu. Matematik, eyer… Benim dedem matematiği, mühendisliği icat etmemiş olsaydı bugün Alman bu, Amerikan bu, Trump… Mesela Trump’a git şuradan, Newyork’ta oturduğun yerden bakkaldan bi sepet, işte bi torba kahvaltılık al gel ve o kahvaltılığın hesabını çıkar deseydik, benim dedem bu matematiği, bu ilmi bilimi, teknolojiyi icat etmemiş olduğu bir halde, Trump efendi git şurdan bi kahvaltılık al, kahvaltı yapalım, sonra da bana bi hesabını çıkar deseydik, vallahi billahi şu duvar kadar tahtaya ihtiyacı olurdu ki onun hesabını çıkartsın. Çünkü o Romen rakamları var ya, bildiğimiz bi kazık, iki kazık, üç kazık, sonra V, sonra X, 10, yanında bi kazık, C çiz falan filan. Bunlarla uğraşsaydı, benim dedem ona dedi ki ‘bre geri zekalı, bak bu iş böyle olmaz, al şu sıfırı, çarpmayı, bölmeyi de, hesap yapmasını öğren’ dedi ve dedemi de öldürdü. Bütün bu ilim bilim, teknolojiyi dedemin kütüphanesinden çaldı ve bir tane orada adam bırakmayacasına Endülüs’e, İspanya’ya gidenler bilir, bir tane o tarihten kalma Müslüman yoktur. Orada hepsini katletmiş, teknolojisini almıştır, bilimi almıştır. Çünkü o teknolojiyi üretecek, icat edecek kapasite yok.”

 

Diyerek konuşmasını tamamlıyor. Şimdi ne var bunda diyeceksiniz. Bu arkadaş milletvekili maaşı aldı, 26 ve 27. dönem milletvekilliği yaptı, muhtemelen emekli vekil maaşı alıyordur; biz de yılbaşında maaşımıza 2000 lira zamma layık görüldük.

 

Tüm bunları niye yazdığımı söyleyeceğim demiştim; aslında anladınız sanıyorum. Bardak yok, toplu iğne yok, traktör yok ama hepsi var. Bakın bizi nasıl idare ediyorlar, bunları niye düşünmeyelim?

 

Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER