Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülten İmren
Gülten İmren

HEM GÜNAH HEM AYIP

Sosyal medyaya bayılıyorum dersem gerçekten yalan söylüyorumdur, ama takip ettiğim bir gerçektir. Yazmak istediğim konuların güncel olması benim için çok önemli değildir; kafama yatan, ilgimi çeken her konudan bahsetmekten hoşnut olurum. Beni takip eden okuyucularımın tümü hatırlar, geçtiğimiz Eylül ayında evinin 6. katından düşerek hayatını kaybeden ses sanatçısı Güllü, neredeyse her televizyon kanalında birinci haber olarak yer buldu. Ulusal gazetelerden bahsetmeyen kalmadı, özellikle magazin televizyonları Güllü ile yatıp Güllü ile kalktı desem abartmış olmam. Severiz sevmeyiz, kendi halinde bir sanatçıydı. Ancak ben Eylül ayından, yani Güllü’nün ölümünden bu güne konuyla ilgili bir satır yazmadım. Sanatçıyı sevmediğimden değil, gündemde o kadar ciddi konular vardı ki, yazmasaydım kendime ihanet etmiş olurdum.

Şimdi hem günah hem ayıp konusuna gelelim. Bir yıl düzenli olarak, son derece özenle TÜİK hazretlerinin hesapladığı enflasyonlarla emeklilere verilecek maaş artışları saptanıyor ve 6 aylık enflasyona göre SGK emeklisine verilen zam %12,19 tespit edilip uygulandı. Çok merak ediyorum, ev kira artışları neye göre arttırılıyor? Zira ev sahiplerine Ocak ayında mevcut kiraya %34,88 zam yapın diyorsunuz. Peki, emeklinin aldığı zamlı maaş ancak ev kirasına yetiyorsa, sizin verdiğiniz %34,88’lik farkı nereden versin? Bu hem günah hem ayıp.

Sosyal medyadan biraz bahsetmiştik, yine bahsedelim. Facebook’ta gezerken Sayın Cumhurbaşkanımızın bir konuşması karşıma çıkıverdi. Bakın neler diyordu: “Şu ana kadar 40 milyar doları aşkın mültecilere destek verdik, hala vermeye devam ediyoruz. 40 milyar doları bu işte harcayan Türkiye, evvel Allah bir 40 milyar daha harcarız.” Ana muhalefetin başındaki zat ne diyor? “İktidara gelirsek mültecileri geri göndereceğiz” diyor. Biz göndermeyeceğiz diyen Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Farklı bir zamanda farklı şeyler söyleyebilen Sayın Cumhurbaşkanı gerçekten şaşırtıyor, bakın neler demiş: “Bir yandan dünyanın en pahalı markalarıyla arzu endam eden bir avuç elit varken, diğer yandan günlük bir dolar gelirle hayata tutunmaya çalışan milyonları görüyoruz. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan mevcut düzeni sürdürebilir olmadığının altını her zeminde çiziyoruz” dedi. İyi güzel de Sayın Cumhurbaşkanı, bu sözleri söyleyeli çok olmadı, siz adeta bizi tarif etmişsiniz; biz fakirdik, daha fakir olduk.

Yine sosyal medyada dinlediğim bir konuşma geldi aklıma. CHP’nin eski Grup Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce, 20 Mart 2013 yılında TBMM kürsüsünden bakın neler söylemiş: “İnsanlar Atatürk fuloru taktı diye meclise giremedi, insanlar yarın ellerinde Abdullah Öcalan’ın posteriyle meclise girecekler, meydan okuyacaklar, ulusa sesleniş yapacaklar. Türkiye buna hazırlanıyor, siz dalga mı geçiyorsunuz? Siz bunları gerçekten görmüyor musunuz? Bunun adı barış değil, bir hazırlıktır. Siz yıllarca insanları kandırdınız o yandaş kanallarınızda; yok camiler bombalanacak, yok darbe olacak, Bülent Arınç çıktı ağladı ‘bana suikast yapacaklar’, yok iki tane krokiyi suyla yutmuşlar, şu olmuş bu olmuş. Size muhalif olan ne kadar insan, Cumhuriyeti savunmak isteyen kim varsa, size muhalif kim varsa içeriye aldınız. General, Profesör, Gazeteci, Milletvekili kim varsa, o kadar geniş tuttunuz ki yelpazeyi. Sizin bütün hazırlıklarınız terör örgütü liderini affetmek için, siz onu af edeceksiniz, bakın sizin oylarınızla olacak bu. Bunun vebali sizin boynunuzadır, bunun sonucu genel aftır. Türkiye bu seviye ile gidiyor.” Bu sözleri 2013 yılında söylemiş Muharrem İnce, haklı mı ne?

Sosyal medya demişken ondan devam edelim. Yüz ifadesinden çok belli oluyor, yaşı 14, bilemedin 15, hafız olmuş. Hayırlı uğurlu olsun, herkesin ibadeti kendine. Hani derler ya “Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz” diye. Yeni hafız olan delikanlı konuşuyor: “Yarın ahirette hafızlar sırat köprüsünden geçerken, cehennem alttan hafıza bağıracak: ‘Ey hafız, çabuk geç, senin ruhun benim ateşimi söndürüyor.'” Ben öbür tarafa hiç gitmedim, bu nedenle oralarda neler oluyor bilemem. Vakti saati gelince herkes gibi ben de gideceğim. Ancak cehennem hafıza mı bağırır, bir can kurtaran doktora mı bilemem. Tabi hafız büyüyüp kocaman adam olunca, yani hoca olunca, şeytana uyup sabi sübyan erkek çocuklarına tecavüz etmese, helal ile haramı karıştırmaz ise sırat köprüsünden belki geçer. Ancak 14-15 yaşındaki bir çocuğa bunları söyletmek bana göre hem günah hem ayıp.

Dinimizce dolandırıcılık hem günah hem ayıp, öyle değil mi? Memlekette dolandırıcılığın tarihini araştırayım dedim, aman Allahım, biraz zorlasam da baktım başa çıkamayacağım. Osmanlı’dan başlayayım dedim. Osmanlı döneminde Halit Keskiner isimli bir şahıs, Eyüplü Halit, İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda Eyüp’te eski bir bina kiralayıp kendi karakolunu kuruyor ve bu hiç kimsenin dikkatini çekmiyor. Halit Keskin arkadaşı Arap Abdullah’ı bekçi, kendisini de komiser yapıyor. Bekçi Arap Abdullah’ı yakın çevrede oturan zengin Rumlara gönderip karakola çağırıyor ve onları para karşılığı salıveriyor. Bu iş uzayıp gidiyor, ta ki Türk ordusu İstanbul’a girene kadar. Eyüplü Halit hiç doğru durur mu, sürekli hapse girip çıkıyor. 1935 yılında yolu Sultanahmet Ceza Evi’ne düşüyor. Burada İtalyan asıllı bir kasa hırsızıyla tanışıyor ve onu kafaya alıp Mussolini’ye İtalyanca bir mektup yazdırır ve Mussolini’ye gönderir. Mektupta şöyle der: “Sayın Mussolini, ben fikirlerinize hayranım, size sevgisi olan ve değer veren biriyim. Ben Türk’üm, size olan hayranlığım yüzünden hapisteyim. Çocuklarım evde aç, bana yardımlarınızı esirgemeyeceğinizi biliyor ve yardımınızı bekliyorum” der. Kısa bir süre sonra İstanbul Valisi ve İtalya Başkonsolosu cezaevine gelir ve yüklü bir yardım ederler. Bu hikaye bana bir çok şey anlattı, acaba neyse.

Kalın sağlıcakla.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER