Kendi ülkesinde sıkılmadan rahat rahat yaşamayı kim istemez; ancak emekli ve asgari ücretlilerin böyle yaşama şansı neredeyse hiç yok. “Her hafta aynı konuları yazmaya bıkmadın mı?” diyenleriniz olabilir; ancak “Bu cennet vatanımda her şeyim dört dörtlük, istediğimi alıyorum, istediğimi yiyorum, istediğim yere gidebiliyorum” demeyi kim istemez? Herkes ister; istemesine de, sadece bizi yönetenler istemiyor galiba. Bu düşünceye nereden vardığımı merak ediyorsanız hemen söylüyorum: iş bilmezlik ve ülke çıkarlarını hiçe sayma. “Biraz abartıyorsun” demeyin; bana göre öyle.
Bakın, milyonlarca dolar nerelere harcanıyor. Yanı başımızda komşumuz Irak bizi mahkemeye verdi ve mahkeme kararına göre Irak haklı bulundu. Türkiye, Irak’a 1 milyar 997 milyon dolar ödeyecek; Irak ise Türkiye’ye 526 milyon dolar ödeyecek. Yani mahkeme kararına göre Türkiye, Irak’a 1 milyar 471 milyon dolar ödemek zorunda. Ayrıca bu cezanın 673 milyon dolarlık durumu daha da vahim: AK Parti marifetiyle usulsüz taşıma nedeniyle 233 milyon varil petrolün, Irak’ın uluslararası piyasalardaki satış fiyatından varil başına 5,77 dolar daha ucuza satılması nedeniyle Türkiye cezaya çarptırıldı. Bu cezayı yememize sebep olan usulsüz ticaretteki ucuz petrolü hangi ülkeler aldı? Irak Enerji Enstitüsü raporuna göre bu ucuz petrolü İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ve birkaç ülke daha aldı. Peki, işinizi daha dikkatli ve özenle yapsaydınız “emekliye bayram ikramiyesinde paramız yok, zam yapamıyoruz” demeseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Bayramda torunlarına gönlünce harçlık vermeyi kim istemez?
Tasarruf yapılacak konuları üç gün yazsam bitiremem; ama benim yazdıklarımı siz okursunuz, gerisi hikâye olur, hiçbir yetkili uygulamaya koymaz. Bakın, geçtiğimiz yıl fakir fukaranın imdadına yetişecek diye açılan Tarım Kredi marketleri 4,7 milyar zarar etti. Neden zarar ediyor, bunu kimse açıklamıyor. İflas etti gözüyle bakılan marketlerin imdadına merkez birlikleri yetişiyor, 4 milyar para veriyor ve sermaye avansı yapılıyor. Peki bu yıl ne olacak, kimse bilmiyor. “Köylünün ürünleri satılacak, üreticimizin emeği değerlenecek” denilerek açılan Tarım Kredi marketleri genellikle ithalatçıların ürünlerini satar duruma geldi; aracıların para kazandığı bir yapıya dönüşen bu marketler 2020’de hizmete girmişti. 4.500 satış noktası ve 11 bin çalışanı bulunuyor. Bu marketlerin 2026 yılında oluşacak zararı şimdiden merak ediliyor. Türkiye’nin tüm illerinde, her mahallesinde, neredeyse köylerine kadar uzanan üç harfli marketler var; hiçbirinden “zarar ediyor” sözü duyulmuyor. Bir kooperatif marketi kaliteli, güvenilir ve hesaplı satış yapsın; kim istemez? Ama yok işte.
İstediklerimiz öyle çok büyük şeyler değil; sadece insanca, kimselere muhtaç olmadan yaşamak. Ama bir avuç kişi bizleri muhtaç duruma düşürüyor. Amacım hiç kimseyi küçültmek falan değil, sadece gerçekleri aktarmak. Şu anki iktidar İBB yönetimindeyken, yani 2018 yılında, padişah ve ailesinin yaptırdığı, ecdattan emanet camilerin ibadete hazırlanması için yapılacak temizlik ihalesi yapılıyor ve ihale 100 milyon TL’ye bir firmaya veriliyor. İBB’de yönetim değişiyor; yani 2019 yılında aynı ihale açılıyor, “35 milyona temizliği yaparız” diyen birçok firma çıkıyor. Peki aradaki 65 milyonun hesabını soran çıktı mı, bilmiyorum. Ancak bu hoyratça harcanan paralarla yavrularımıza okulda bir öğün sıcak yemek verilmesini kim istemez?
Bu nedenle herkes üzerine düşeni layıkıyla yapsın; biz vatandaş olarak yapıyoruz. Bir örnekle anlatmam gerekirse: 108 bin liralık bir cep telefonuna yaklaşık 55 bin TL vergi ödüyoruz; KDV, ÖTV, TRT bandrolü, Kültür Bakanlığı payı… Telefonun çıplak fiyatı 53 bin TL. Bu telefonu 108 bin liraya alıyorsak görevimizi yapmış oluyoruz. Herkesin görevini layıkıyla yapmasını kim istemez? Daha ilkokulda kutlatılan Vergi Haftası’nda bu bilinç aşılanıyor; verginin önemini, kamu malının önemini bilmeyen yoktur. Bu nedenle kamu malına zarar vermekten kaçınırız.
Ancak Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri kamu malını hiç koruyamıyor; doğrusu bu öğrencileri kınıyorum. Konuyu kısaca aktarayım: 2025 yılbaşı gecesi okulda bulunan bir ladin ağacını öğrenciler süslemişler; süslenen bu ladin ağacına bir de zarar vermişler. Okul yönetimi 16 öğrenciyi kamu malına zarar vermek suçundan savcılığa şikayet etmiş. Süslenen ladin ağacını görenler, keşke ormanlarımızı, maden arama bahanesiyle talan edilen zeytinliklerimizi de görseydi demeyi kim istemez?
Çok isteriz, istemesine isteriz de… Bir kadın olarak kadın ölümlerinin önüne geçilmesini kim istemez? Şu rakamlar insanı korkutmaktan ziyade kahretmektedir: 2023 yılında 420 kadın katledildi, 2024’te 450 kadın, 2025 yılında 470 kadın hayattan koparıldı. Yazık değil mi? 2026 yılında bile 73 kadın öldürüldü. Kadınların da özgürce yaşamasını kim istemez?
Bu ülkede ilimle, bilimle eğitim yapılmasını kim istemez? Ancak istemeyenler son zamanlarda hayli çoğaldı. Bakın, Bursa’da bir ortaokulda tarikatlar ücretsiz kitap dağıtmış; kitap, Nakşibendi tarikatı kitabı. Kitapta resmî bandrol bulunuyor. Okul müdürü “Tarikatla bir protokolümüz yok” demekle yetiniyor. Öte yandan Karaman’da İstiklal Marşımız Arapça okutulmuş; İstiklal Marşımızın kabulünün 105. yılı nedeniyle yapılan törende öğrencilere ilk iki kıtası Arapça okutulmuş. Bu yetmemiş gibi Edirne Lalapaşa ilçesinde yapılan törende ilçe kaymakamı Bahadır Yılmaz tarafından İstiklal Marşı’nın Arapça yazılmış bir tablosu öğrencilere hediye ediliyor. Halkın tepkisi üzerine kaymakam tablodaki yazının Osmanlıca olduğunu söyleyerek kendini savunuyor. Sanırım Türkçenin suyu çıktı.
Yazacak o kadar çok konu var ki sizlerin de canını sıkmak istemedim. Bayramı ağız tadıyla geçirmeyi kim istemez?
Kalın sağlıcakla, iyi bayramlar.

YORUMLAR