Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülten İmren
Gülten İmren

KİM KİME DUM DUMA

“Kim kime dum duma” kimsenin kimseyle ilgilenmediği, kimseye önem verilmediği, çok karışık bir durumu anlatan bir sözdür. Kısacası içinde yaşadığımız zaman diliminde yüzlerce örneğini verebiliriz.

İslam aleminin kutsal ayı olan Ramazan’ın bugün yedinci günündeyiz. Din adamları oruç tutmanın önemini her Ramazan’da olduğu gibi bu Ramazan ayında da üzerine basa basa anlatıyorlar. Oruç tutmak gerçekten çok önemli; ancak sahura kalktığında sofrada besleyici gıdaların olması da, akşam iftarda orucumuzu açarken yiyeceklerimiz de önemli. Dar gelirli vatandaş hiç olmazsa Ramazan ayında doğru dürüst beslensin; ancak bu mümkün değil. Zira Türkiye, gıda enflasyonunda dünya birincisi. Et, sebze ve meyvede dünya birincisi olan ülkemizde yeterince beslenmeden nasibini alamayan milyonların olduğu gerçeğini kimseler yok sayamaz.

Türkiye, gıda enflasyonunda %28,3 ile birinci sırada yer alıyor. OECD ortalaması ise %3,8 iken bizde tam yedi katı fazla. Bu durumda ete, meyveye ulaşmak hayli zor. Yediğimiz domatesten içtiğimiz çaya kadar her şeyin fiyatı dünya ortalamasının çok üzerinde. Bu nedenle 37 ülkenin önünde lider durumdayız.

Tüm bunlar yaşanırken Diyanet, 40 milyon harcayarak TÜGVA üyelerini umreye götürüyor. Kısacası kimse asli işini yapmıyor. Diyanetin küçüklere, büyüklere anlatması ve öğretmesi gereken Ramazan geleneklerini Bakan Yusuf Tekin, genelge göndererek Diyanetin işine karışıyor. “4-6 yaş arası çocukları camiye götürün, fotoğraflarını çekin; iftar sofralarında dua ederken fotoğraf çekin, okula verin.” diyor. İyi güzel de, çocukları değil de sofrada ne yediklerinin fotoğrafını niye istemiyor, onu anlamak hayli zor.

Dedik ya, kim kime dum duma. Bu söz için örnek istiyorsanız buyurun: Kars’ın Susuz ilçesinde AK Parti Kadın Kolları Başkanı S.K., ilçede bulunan Şehit Ömer Yekebağlı Okulu’nda öğretmenlik yapıyor ve maaş alıyor. Aldığı maaş yetmiyor olacak ki okul kantin işletmesi de kendisine verilmiş. Teneffüs zili çaldığında öğretmen hanım kantinde, ders zilinde sınıfında. Allah kolaylık versin; biz başka bir şey diyemeyiz. Diyecek olanlar susuyorsa biz niye konuşalım.

Devam ediyoruz. Malatya Akçadağ ilçesi Sultan Suyu Tarım İşletmeleri’nde değeri 100 milyonu bulan saf kan yarış atları kaybolmuş. Hırsızı görmediğim için “çalınmış” diyemiyorum; kısacası kaybolmuş. Mardin Kızıltepe’den 29 bin ton buğday çalınmıştı; 1,5 milyar liralık kayıp. Bu olay tescillendiği için “çalındı” dedik.

Çalmak veya gasp etmek… Antep’ten Şırnak istikametine giden, altın taşıyan bir kuyumcu aracı Mardin yakınlarında polis çevirmesine takıldı. Bu çevirmede altın taşıyan araç polislerce gasp edilmiş; ancak işin aslı sonradan ortaya çıkıyor. Gasp yapan kişilerin polis değil, polis kıyafeti giymiş askerî personel oldukları anlaşılıyor. Gaspçıların biri Diyarbakır, üçü ise Şırnak jandarma personeli çıkmış. Sanırım gereği yapılır.

Mübarek Ramazan’da yazmak istemesem de yazmak zorunda olduğuma inanıyorum. Bakın, yaptığım bir araştırmada şu sonuçlara ulaştım: Toplam nüfusu 1,8 milyar olan 57 Müslüman ülkenin dünyadaki üretimdeki payı %7. Nüfusu 83 milyon olan Almanya’nın dünya üretimindeki payı ise %10,2. Dünyanın en fakir 50 ülkesinden 32’si Müslüman. Bu 32 ülkenin devlet başkanları ise dünyanın en zengin 500 kişisi arasında. Hiç kimsenin parası beni ilgilendirmez; ben sosyal medyayı takip ederim, olur biter.

Son günlerde ilginç bir röportaj dolaşıyor. Rusya’da yapılan bir sokak röportajında kana kırmızı rengi veren maddeyi sormuşlar; 100 kişiden 98 kişi “alyuvar” yanıtını vermiş. Türkiye’de aynı soruyu sormuşlar; 40 kişi “vişne”, 30 kişi “domates”, 27 kişi “karpuz”, 3 kişi de “alyuvar” demiş. Allah rahmet eylesin, Aziz Nesin.

Neyse, ben yazarken gerildim; daha fazla gerilmeyeyim. “Sosyal medya bana iyi geliyor” diye bir alıntıyla noktalayalım. Güzel bir Azeri şiiri:

Merhamet duygusu sende yoksa, Tuttuğun orucun ne manası var? Sofranda yoksula yerin yoksa, Bir ay aç kalmanın ne manası var?

Terazinin kefesi eyri çekerse, Elin rüşvet alıp rüşvet verirse, Kıldığın namazın ne manası var?

Yalandan and içip alver edenler, Avrattan habersiz eğri gidenler, Haksızdan pul alıp haklı edenler, O hacca gitmenin ne faydası var?

Haram parayla villa dikenler, Yetimin hakkını bölüp yiyenler, Şer atıp birini bedbaht edenler, Ölende Yasin’in ne manası var?

Namaz da oruç da esastır gardaş, Vicdanlı olmak çetindir gardaş, Asıl insan olmak lazımdır gardaş, Amelsiz Kur’an’ın ne manası var?

Yazımı bu şiirin ardından noktalayacaktım; ancak benim için olduğu kadar sizler için de önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum. Son günlerde iki köprü ve otoyolların satışı hepimizin malumu; sanmayın unutuldu, pusuda bekliyorlar. Yakında onu da satarlar. Zira sosyal medyada boy gösterenler var; hiçbir alakaları olmamasına rağmen “Marmaray’ı biz yaptık” diyenler… “Su sızdırır” dediler, reklamları dolaşıyor. Oysa Marmaray, rahmetli Başbakan Bülent Ecevit ve rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde Japonlarla sözleşme imzalanarak 1999 yılında OECF kredisiyle başlandı. Açılışını yapamadılar ama bu eserde onların imzası var. Bunu niye yazdım? Yakında satarlarsa hayal kırıklığına uğramayın, alışın diye.

Kalın sağlıcakla.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER