Ortalık yangın yeri; komşumuz İran ateş altında, yüzlerce masum yavru okulda can veriyor, onlarca yaralı var. Amaç İran petrolüne çökmek. Önceleri rejim dediler; ABD Başkanı Donald Trump, İran molla rejimini beğenmediğini söyledi ve “İran’a demokrasi getireceğim” derken işin içine hiç alakası olmadığı halde İsrail girdi ve tüm füzeleri İsrail atmaya başladı. Çok bilmiş Trump şimdi de “Rejim umurumda değil, mollalar yönetsin; ancak mollayı ben seçerim” diyor. İran’ı Venezuela zannetmişti ama olmadı. Sadece şunu söyleyebilirim: olanlar yine bize oldu, yani emekliye, garibana. Yaşanmaz bir hâl alan bu ülkede yanı başımızdaki savaşı bahane eden fırsatçılar yaşamı bir kat daha zorlaştırdılar. Bu nedenle kimseye bir şey söyleyemiyoruz, kimseye bir şey soramıyoruz; ne haddimize.
Şimdi desek ki: eski hava meydanları daire başkanı Mehmet Cemil Acar, rüşvet ve yolsuzluktan cezaevine girmişti; geçtiğimiz günlerde yapılan duruşmasından sonra tahliye edildi. Acar’ın evindeki kasasından 26 kg külçe altın, yüksek miktarda döviz çıkmış. 2024 yılında Batman’da bir mercimek fabrikası satın almış, üzerine kayıtlı 12 gayrimenkul, bir bankada kendisine ait 17 aktif, geri kalanı kapalı 128 hesabı bulunuyor. 2019-2024 yılları arasında hesaplarında 276 milyon liralık para hareketliliği mevcut. Acar ifadesinde Vakıfbank’ta 40 milyon TL parası olduğunu ve dövizlerin eski eşine ait olduğunu savunuyor ve tahliye oluyor. Şimdi bu nasıl iş desek ki haddimize değil; neyse, bize ne demeyi sonunda öğrettiler, demek ki öğrenmenin yaşı yokmuş.
Buraya kadar yazdıklarım yargıyı ve büyüklerimizi ilgilendiriyor. Aslında bizi ilgilendiren her şeyi sormak, öğrenmek istiyorum; ancak soramıyorum, ne haddimize diyorum. İktidar 2002 yılından bu yana 273 kamu kuruluşunu sattı, 63 milyon dolar toplandı. Şimdi de 4 binden fazla kamuya ait gayrimenkulü satan hükümet, 2.000’den fazla gayrimenkul satmak için de özelleştirme platformuna ekledi. Karayolları, köprüler de satılacaklar listesine alındı; 30’a yakın kamu kuruluşu da satılacak. Satılmasına karşı olanlardan değilim, ancak neden satılıyor onu merak ediyorum. Sorayım diyorum ama ne haddime. Yalnız, kimseler kusura bakmasın, bunu sormak istiyorum: bunca satılan fabrikalar, ülkenin dört bir tarafına dağılmış, her karış toprağında altın arayan yabancı şirketler… Bunlar yetmemiş gibi doğal nitelikleri ve nadir canlı türleri ile milli park ilan edilen alanların çoğunda da maden aranacak. Belirlenen bu alanlar %51’i aşıyor. Bazı örnekler verirsek: Zonguldak, Tekirdağ, Kırklareli’ndeki milli parkların %97’si; Muğla ve Artvin’de %84’ü maden sahası olarak belirtilmiş. Bunlar da yetmemiş gibi, 26 Şubat 2026 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın çıkardığı bir kararname ile Adana, Afyon, Antalya, Artvin, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kütahya, Mersin, Muğla, Samsun, Tokat, Trabzon, Yalova orman vasfından çıkartıldı. İstanbul’dan sonra sıra Anadolu’ya geldi desem ne haddime; bunu da soramıyoruz.
Ancak Sayın Maliye Bakanımız Şimşek’e şunu soruyorum: madem yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik, neden yardım için Aile Bakanlığına 26 milyon başvuru yapıldı? Sadece 2025 yılında ALO 144 yardım hattına 4 milyon 718 bin 583 başvuru oldu. Temel gıda erişimine ulaşmakta zorluk çeken 1 milyon 46 bin 793 hane gıda paketi desteğine başvurdu. 1 milyon 302 bin 353 hane kömür, 717 bin 773 konut ise doğalgaz yardımına başvurdu. 3 milyon 509 bin 828 hane elektrik faturası ödeyemedi, 8 milyon vatandaş sağlık primi ödeyemedi. Sayın Bakan, bari bunları sorayım: neden?
Türkiye’de AK Parti iş başına gelmeden önce 79 yılda 1.186 maden arama-çıkarma ruhsatı verilmiş; AK Parti döneminde ise 386 bin ruhsat verilmiş. Bu ruhsatların çoğunluğu altın madeni için; ama biz buna rağmen yine de fakiriz, yine de fakiriz. Bunu ben söylemiyorum; Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz söylüyor: “Emekli ikramiyelerine zam yapamıyoruz, paramız yok” diyor. Aynı gün Maliye Bakanı Sayın Şimşek “Yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik” diyor. Birileri yanlış söylüyor; ama soramıyoruz hanginiz yanlış söylüyor, haddimize değil. Sadece Sayın Yılmaz ile Sayın Şimşek yanlış söylemiyor; Yusuf Tekin de yanlış söylüyor. “Bizden önce okullarda tuvalet yoktu” dedi. Görevi başında öğrencisi tarafından katledilen Fatma Nur Çelik Öğretmenim’in ölümünü tuvaletle örtemeyeceksin, Sayın Bakan. Tuvaleti bırak, öğretmenini koru; okullarda koruma yok. Bu, iftar sofrasında fotoğraf çekmeye benzemez. Müsaade ederseniz bunu da soralım: okullarda şiddet ne zaman bitecek?
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR