Geçtiğimiz günlerde adına “Şeker Bayramı” dediğimiz bir bayramı uğurladık. İnancımıza göre “Ramazan Bayramı” deniyor; ancak kimileri “Şeker Bayramı” diyor. Söylemesi ne güzel, değil mi? Şeker, insanın ağzını sulandırıyor. Ancak şekerin de bayramın da tadı tuzu kalmadı. Yani başımızda oluşan ateş çemberi tüm ülkeyi etkilemiş durumda.
Savaşın zararı sadece İran ve İsrail’e değil, tüm körfez ülkelerine olduğu gibi asıl bizlere oluyor. Akaryakıt fiyatları frenlenemezken bunların yansımaları çarşıyı pazarı da vuruyor. Tüm olumsuzluklara rağmen bayram tatilinde yaşanan trafik kazaları, bayramın tatsız geçtiğinin kanıtı oluyor.
Üç günlük bayram tatilinin trafik faturası:
2.753 kaza
31 ölü
4.861 yaralı
Tüm bu olayların ardından bayramın son günü Katar’dan tatbikattan dönen helikopterin denize düşmesi sonucu üç vatan evladımız şehit oldu. Hava Savunma Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre ve İsmail Enes Can şehit oldular.
Bunun yanı sıra gazeteci İsmail Arı’nın bayram günü yaptığı bir haberden dolayı gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, tatsız bir bayram olduğunun kanıtı oluverdi.
Sadece bunlar mı? Defalarca yazdım: Açlık sınırının altında ücret alan insanlar “Açız!” diye bağırıyor. Binlerce kişinin kredi kartıyla geçinmeye çalıştığını herkes biliyor. Ancak kredi kartı borçlarının 6 trilyonu aştığı yetkililer tarafından doğrulanıyor.
Üç gün önce ara tatil ve bayram tatilini tamamlayan 18 milyon öğrenci ile 1 milyon öğretmen derslere girdi. 75 bin okulun 60 bininde temiz içme suyu yok! Bırakın bir öğün sıcak yemeği, temiz içme suyuna erişemeyen öğrencilerimiz var. Beslenme çantaları boş okula gidenler var.
Bunları yazdığım için “Acitasyon yapıyorsun” diye düşünenleriniz olabilir; ama yazdıklarım gerçeklerden ibaret.
Sizlere gerçeklerden yazmaya devam edeyim: Çarşı pazar yangın yeri! Sanırsınız savaş İran’da değil de bizde. 350 liraya biber, 150 liraya salatalık, bir kök marul 90 lira olur mu? Bunun adına “serbest piyasa ekonomisi” diyorlarsa, yerin dibine batsın serbest piyasa! Et alamadığımız gibi sebzenin yanına da yaklaşamaz olduk. Vallahi billahi ayıp!
Bunları yazarken birden çocukluğum aklıma geldi. Tatillerde köye giderdik. Sabah gün doğarken köyün meydanında sığırlar toplanırdı. Yüzlerce sığır toplanır ve çobanlar tarafından meralara götürülür, otlatılır, akşam saatlerinde köye dönerlerdi. Şimdi köylerde ne sığır kaldı ne de mera.
Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez söyledi, ben de araştırdım: 26 Mayıs 2024 tarihinde TBMM Dış ilişkiler Komisyonu’nda kabul edilen anlaşma ile Türkiye, Sudan’dan şunları alacak:
2 milyon yumurta
50 bin ton büyükbaş
2 bin küçükbaş hayvan
8 bin ton et
2 bin ton tereyağı
500 ton bal
2 bin ton üzüm
Patates, domates, arpa, mısır
Yetmedi; sözleşmede at, katır ve eşek eti de var!
Hepsi bu kadar değil tabii ki. Avustralya, yani gemiyle 40-45 günlük bir mesafeden Türkiye bu yıl bakın neler alıyor: Canlı hayvan ithalatı kapsamında besilik ve damızlık 6.500 büyükbaş hayvan. Bu alışverişler 2028 yılında Avustralya’nın isteği ile sonlandırılacak.
Bizde tüm ihtiyaçlarımızı Brezilya, Uruguay, Paraguay, ABD, AB ülkeleri (Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya) gibi ülkelerden alıyoruz.
Şimdi sormak isterim: Binlerce köy meydanını dolduran o sığırlarımıza ne oldu? Türkiye’nin verimli meraları ne oldu? Tarımın öküzlerle, kara sabanla yapıldığı günlerde kendi kendimize yeterken, modern tarıma geçmemize rağmen niye dışa bağımlı hale geldik?
İlçemiz Bigadiç’te yüzlerce yumurtalık tavuk kümesi varken, yurt dışına yumurta gönderen bu ilçede neler oldu da Sudan’dan yumurta alıyoruz?
Sakın kızmayın ama biraz küçük düşünüyoruz sanırım. Bana çok ilginç geldiği için paylaşmak istedim: 4 yıl önce TBMM’de Konya Milletvekili Sayın Gülay Samancı’nın bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmayı aktarıyorum: “Cumhurbaşkanımızın başkanlığında devletimizin üniter yapısını hedef alan ekonomik terör dahil: Başaramayacaksınız! Milletimizi bölemeyeceksiniz! Bayrağımızı indiremeyeceksiniz! Vatanımızı parçalayamayacaksınız! Devletimizi yıkamayacaksınız! Ezanımızı susturamayacaksınız! Bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz! Bu halka boyunduruk vuramayacaksınız!”
Sayın Vekilin konuşması noktası virgülü böyle. Bunların söylenmesi normal olabilir; ancak vekilin söylediklerini yapmak isteyenler İzmir’de denizin dibindeler. Bu ülke kolay kurulmadı; bu söylenenlere cesaret bile edemezler.
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR