Bir aşabilsek her şey düzelecek, her şey yoluna girecek. Aşamıyoruz, bu nedenle hiçbir sorunumuzu da çözemiyoruz. Bu gidişle kolay kolay çözüleceğe benzemiyor. Cahillik öyle bir hastalık ki, Allah düşmanıma vermesin. Konunun yanlış olduğunu bile bile menfaati uğruna yalan söyleyen eğitimli cahillerimiz olduğu sürece bu durum düzelmez. Allah önce o cahillerin, sonra da gerçek cahillerin yardımcısı olsun.
Sanırım şu sözleri hepimiz duymuşuzdur: “Fakirler cennete zenginlerden 500 yıl önce girecek”, “Cennette bir kahvaltı 70 yıl sürecek”. Bunlara inananların sayısı azalması gerekirken her geçen gün artıyorsa, bu sorunumuzu aşamayız.
Sizlere trajikomik bir olayı aktarmak istiyorum: Aysu Bankoğlu, Bartın Milletvekili, Meclis’te şöyle bir konuşma yapıyor: “29 yaşındayım, Bartın’dan seçilmiş ilk kadın milletvekiliyim, Karadenizliyim, Mustafa Kemal Atatürk’ün askeriyim, milliyetçiyim, ülkücüyüm ve sosyal demokratım” diyerek sözlerini tamamlar. Tamamlar tamamlamaz iktidar partisinden Grup Başkanı Sn. Özlem Zengin, “29 yaşında milletvekili olmuşsun, bunu da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a borçlusunuz” deyince ortalık karışıyor. Muhalefet sıralarından, “Kadına seçme ve seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk vermiştir, bunu hazmedemiyorsanız yazıklar olsun” denildi.
Peki, Özlem Zengin bunu bilmiyor muydu? Bal gibi biliyordu. Peki, niye böyle bir şey söyleme ihtiyacı doğdu? Bunun nedenini benim kadar sizler de biliyorsunuz ama detaylara girmek istenmiyor.
Ortalık yangın yeri: Ankara’da ücretlerini alamayan, bu nedenle eylem yapıp açlık grevine başlayan madenciler; yetmezmiş gibi her gün verilen yüzlerce maden ruhsatları; Somali’ye yapılan 30 milyon dolarlık hibeyle alınan İHA’lar, SİHA’lar; muhalefetin meydan meydan yaptığı eylemler, erken seçim istemesi… Bunlar sürekli iktidarı rahatsız ediyor.
Özellikle Ordu ili ile Giresun illerinde verilen maden ruhsatları, Ordu İlinin %75’i, Giresun’un ise %85’i maden sahası olmuş. Yaylalar, fındık bahçeleri yok olacak, yabancılar yöreyi talan edecek, altını alıp gidecek. Bu yörede yaşayanlara da madenin pisliği kalacak. Kısacası artık Ordu’nun dereleri “aksa yukarı aksa” denmeyecek, zira dereler kurutulmuş olacak. Tarım ve hayvancılık tamamen yok olacak.
Peki, sadece Ordu ve Giresun mu? Bakın, Balıkesir ve Çanakkale için 1.634 maden ruhsatı verilmiş. 2026 Nisan ayında 29 yeni ruhsat verilmiş. Belki de daha fazlası için hazırlıklar yapılıyor. Hiç kimse bilmiyor; hoş bilse de bir şey yapma gücü olmuyor. Direnen olursa veya karşı çıkılırsa neler olacağının örneği Akbelen’de yaşandı.
Tüm bunların olmaması için ne yapmalıyız? “Üretin” deniliyor, üretiyoruz. “Vergi verin” deniliyor, veriyoruz. Bir telefon kendimize alıyorsak bir telefon devletimize alıyoruz. Bir otomobil alıyorsak ikincisini devletimize alıyoruz. “Dardayız” deniliyor, motorlu taşıtlar vergisini ikinci kez istiyorlar, veriyoruz. Peki, bu vatandaş daha ne yaparsa insan gibi yaşayabilir, emekli hiç olmasa haftada bir kasap dükkanına gidebilir? Bir de bunun çaresini buluverin ne olur.
Daha önceki yazılarımda defalarca söyledim, sosyal medyayı takip ediyor ve yararlanıyorum demiştim. Geçtiğimiz günlerde karşıma bakın ne çıktı. Bu satırları yazarken sakın yanlış düşünmeyin, sadece gerçekten söylenmiş sözleri yazıyorum:
Ekim ayı 2018: Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, “Yeniden diriliş ve şahlanış dönemindeyiz” diyor. İki ay sonra: “Türkiye’nin şahlanışını durduracak hiçbir fani güç yoktur.”
2020 Ocak ayında: “Yeni bir şahlanış döneminin kapılarını açıyoruz.”
2021: “2021 senesini ülkemiz, milletimiz için bir şahlanış senesine dönüştüreceğiz.”
2024: “Önümüzdeki dönemi yeni bir şahlanış dönemi noktasına getireceğiz.”
2025: “Önümüzdeki dönem bir şahlanış dönemi olacak.”
2026: “Türkiye için aşkla çalışıyoruz, bu yıl reform ve şahlanış yılı olacak.”
Olup olmayacağını bilemem ama 2026 yılında SGK’lı çalışan sayısı 1 milyon 57 bin azaldı. 1 Ocak tarihinde icra dosya sayısı 3.313.812 idi. Bireysel kredi takibi 248 milyona ulaştı. Ticari kredilerin takibi ise 408 milyon olmuş. Çiftçilerin takipteki borcu ise 1 trilyon 323 milyar.
Hani artık bir şahlansak demek isterim.
Sosyal medya dediğim için yazmak zorunda kaldığıma inanıyorum: AK Parti’nin kurucu üyelerinden ve eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, farkındasınız, televizyon kanallarına değil de sosyal medyada daha fazla gözüküyor. Çelik, İstanbul Büyükşehir’in tutuklu Belediye Başkanı İmamoğlu için bakın neler söylüyor:
“Bu İmamoğlu’na yapılanların yanlış olduğunu söyledim, yargılanmanın yanlış olduğunu söyledim. Bu nedenle bir gazeteci arkadaş beni aradı, ‘AKP’lilerin ileri gelenleri, CHP’li olmadığı halde niye CHP’lileri savunuyor?’ dedi. Ben de dedim ki, ‘Kadın haklarını savunmam için benim kadın olmam mı gerekiyor? Böyle bir mantık olabilir mi?’ Onun için son sözüm: Türkiye’de sağcılar solcuları, solcular sağcıları, Sünniler Alevileri, Aleviler Sünnileri, Ataistler dindarları, dindarlar Ataistleri, Kemalistler mütedeyyinleri, mütedeyyinler Kemalistleri savunmadıkça biz medeni bir toplum olamayız.”
Sn. Hüseyin Çelik doğru söylüyor, ancak eski bir politikacı, nasıl güvenirsin?
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR