Cennet vatanı cehenneme çevirdiniz. İnsanlar çaresiz, umutsuz, küskün, yılmış ve yarınını düşünecek durumda değil. Ekonomi yerlerde sürünüyor. Bunları söyleyenler hangi tabaka derseniz, alt tabaka demek isterdim ama bunun altı da üstü de kalmadı. Bir ballı kaymaklı tabaka var, bir de inim inim inleyen tabaka kaldı. Siyasette güven kalmadı, daha doğrusu kimsenin kimseye güveni kalmadı. Eğitim başlı başına bir sorun.
Sanki ülke güllük gülistanlık, eğitimde Avrupa’yı geçmişiz, üniversitelerimiz başarı sıralamasında ilk üçe girmiş. Sayın Milli Eğitim Bakanımız okulların üzerinde titriyor, ilkokulu bitiren çocuklarımız anadili gibi İngilizce konuşuyor ama veliler bakanın yaptığını beğenmiyor. Kahramanmaraş okul katliamında hayatını kaybeden minicik bedenlerinden okul koridorlarına akan kanları henüz kurumadan televizyon kanallarında izlediğimiz haberlere bir bakın.
Divriği Mustafa Necati İlkokulu öğrencisi 9 yaşındaki bir çocuk, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na kostümünün omuzları açık diye törenlere katılmasın diyerek ailesine “Terzinize gidin, kostümü düzelttirin, yani omuzlarını kapatın” talimatı veriliyor. 9 yaşındaki bir yavrunun omuzlarından tahrik olacak olan öküzler var herhalde, bu nedenle rahatsız olmuşlar. Eğitimin geldiği duruma bir bakar mısınız diyecektim ki daha vahim olaylarla karşı karşıyayız. İstanbul Silivri TOKİ Anadolu Lisesi Müdürü Aydın Dakeş elinde makineli tüfekle poz veriyor. Bitmedi. Kepsut İlçe Milli Eğitim Müdürü Erdal Durmuş otomatik silahla poz verip fotoğrafı paylaşması yetmiyor ve “Biz her daim hazırlıklı olalım” deyip paylaşıyor. Sormak gerekir, Erdal Durmuş neye veya kime karşı hazırlıklı olacakmış? Bari onu da açıklasın, insanları merakta bırakmasın.
Kısacası tüm bunlar eğitimimizin nerelerden nerelere geldiğini gösteriyor. Eğitimden bahsetmişken şu milli gururumuz TÜBİTAK’tan bahsedelim. Bu bilim yuvası iyi ki var. Ülkemiz TÜBİTAK sayesinde inşallah eğitimdeki zorlu günleri aşarız. Bu nedenle değişik yıllarda başarılı sayılan bazı projeleri seçerek aldım, sizlerin de bu güzelliklerden mahrum kalmaması adına paylaşıyorum.
2019 yılında başarılı kabul edilen proje: Ekmek kesme tahtası. Bu tahta üzerinde ekmek kesildiğinde kırıntıları toplayacak şekilde tasarlanmış. Tahtanın altındaki hazneye ekmek kırıntıları kuşlara verilecek ve böylelikle israf önlenecek. Yine TÜBİTAK’ın başarılı saydığı başka bir projeden bahsediyorum: Kuran-ı Kerim okunmuş fasulye projesi. İki fasulye tohumu üzerinde test yapılıyor. Bir fasulyeye Kuran-ı Kerim okutulurken diğerine ise okutulmuyor. Bir süre sonra bakıldığında Kuran-ı Kerim okutulan fasulye diğer fasulyeye göre 3 kat daha fazla büyüyor. Bu proje sayesinde Amerika’ya bağımlılığımız azalacak ve bizim okunmuş yiyeceklerimize muhtaç kalacak deniliyor.
Bunlar çocuk, bu gibi hayali projeler yapabilirler, normal karşılayın diyenleriniz olabilir. Tamam, bir de çocuk olmayanından bahsedeyim. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu yani TÜBİTAK, Bursa Uludağ Üniversitesi’nde yürütülecek bir yağmur duası araştırmasına 3 milyon TL destek sağladı. Tarihteki yağmur dualarının çevre ve inanç ilişkisini inceleyecek olan bu çalışma, kuruma ayrılan yüksek bütçe nedeniyle tartışmalara neden oldu. Uludağ Üniversitesi’nden Doç. Dr. Öznur Özdemir yönetiminde gerçekleştirilecek proje, 7. ve 11. yüzyıllar arasındaki erken ve klasik İslam dönemlerinde yapılan yağmur dualarını inceleyecekmiş. Ben yardımcı olmak isterim ancak 7. yüzyıldan tanıdığım kalmadı ama 11. yüzyıla bir bakmam lazım.
Şimdi bu projelerin üzerine rahmetli Sırrı Süreyya’nın bir sohbette anlattığı fıkrayı aktarmam gerekti. Köyün birinde uzun süre yağmur yağmıyor, tarlada ürünler yanmak üzere. Köylü toplanıp karar alıyor, yağmur duasına çıkalım. Cuma günü toplanıp yağmur duası yapıyorlar ama yağmur yine yağmıyor. İhtiyar heyeti toplanıp “Bizim imam zayıf kaldı, başka kuvvetli bir imam bulalım” diyor ve methini duydukları bir imamı köye davet ediyorlar. Yağmur duası yapılıyor ama yine yağmur yok. Köylü tamamen çaresiz düşünürken kahveye bir yabancı geliyor ve soruyor: “Neden düşünürsünüz, bu dert nereden geldi?” deyince köylüler olayı anlatıyor. Yabancı “Tek isteğiniz bu olsun, benim bir tanıdığım var. On köye gitti, onun da duası sonrası yağmur yağdı” diyor. Hemen haber salıyorlar ve hocayı köye davet edip yağmur duasına çıkıyorlar. Dualar yapılıyor, uzun bir süre geçiyor, yine yağmur yok. Köylüler homurdanıyor: “Hoca Efendi, hani yağmur, niye yağmıyor?” Hoca “Sizin bazılarınızın niyeti yok, bu nedenle yağmur yağmıyor” deyince, muhtar “Bak Hoca Efendi, biz hepimiz abdestliyiz, niyetimiz de var” deyince hoca “Niyetiniz olsaydı yağmur duasına şemsiyeyle gelirdiniz” diyor.
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR