Araba devrilince yol gösteren çok olur, derlerdi büyüklerimiz. Bu atasözüne göre iş işten geçtikten sonra, hata yapılıp veya felaket yaşandıktan sonra akıl verenlerin çok olduğunu gösterir.
Mesele Şanlıurfa ve Kahramanmaraş okul katliamı sonrasında bu atasözünü bire bir yaşadık. Şanlıurfa Siverek’te okulun eski öğrencisi Ömer Ket (19), 14 Nisan’da pompalı tüfekle okula gelerek ateş açmış, 16 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Bu olaydan bir gün sonra Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki öğrenci okula tabancayla gelip 8 öğrenci ve bir öğretmeni yaşamdan kopardı. Bu iki olay Türkiye’nin gündemine çok çabuk oturdu. Öyle oturdu ki tüm televizyon kanalları konuyu enine boyuna tartışıp “Şöyle yapılmalıydı, böyle yapılmalıydı. Burada anne suçlu, hayır baba suçlu” diye konuştu. Psikiyatri uzmanları, hukukçular, öğretim görevlileri bu olayı günlerce tartıştı. Çıkış yolu bulundu mu? Hayır.
Birileri çıkıp da “Arkadaş, müfredatın dışına çıktınız. Okullarda eğitimi öğretmenler verir, sivil toplum kuruluşu adı altında ne olduğu belli olmayan adamların okulda ne işi var?” demedi. “Araba devrilince yol gösteren çok olur” sözünün doğruluğuna şimdi inandınız sanıyorum. Tüm Türkiye harekete geçti. Televizyonlarda şiddet içeren diziler oynatılmayacakmış, büyük kuruluşlar bu dizileri oynatan kanallara reklam vermeyecekmiş, gerekirse senaryolar değişecekmiş.
Sahi, birden aklıma geldi, bu ülkede RTÜK diye bir kurum vardı. Hala var mı? Peki o kurum ne iş yapıyor? Hani bir zamanlar çok sevdikleri bir kanalın program sunucusu gülümsedi diye hem para cezası hem de uyarı almışlardı. Şimdi araba devrilmeden niye konuşulmuyor? Yol göstermek için arabanın devrilmesini beklemeyin. Kahramanmaraş’ta evladını kaybeden aileler isyan edince Sayın Milli Eğitim Bakanı Tekin “Şov yapmayın” diye çıkışabiliyorsa, başka konuşulacak konu kalmamıştır. Tarikatları okullara soktuğunda bir tek yürekli Atatürkçü okul müdürü “Böyle eğitim olmaz, ben mollaları buraya sokmam” demediyse, her gelen emre “Başüstüne” diyorsa, bunu da üzerine konuşmaya değmez.
Ülkenin nereden geldiğini ve nerelere gittiğini hepimizden daha fazla bilen eski Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu büyük bir cesaretle konuyla ilgili konuşmuş, ancak biraz boş konuşmuş. Okul saldırılarında hayatını kaybeden yavrularımız için işte Davutoğlu “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na kadar ulusal yas ilan edilmeli, 23 Nisan için bütün resepsiyonlar iptal edilmeli” diyor. Sayın Davutoğlu, sizlerin zihniyeti değil mi resmi bayramları kaldırma, yasaklama? Eski Cumhurbaşkanı her milli bayram öncesi hastane odalarından fotoğraf paylaşmaz mıydı? Bunları siz bizlerden daha iyi bilirsiniz. Araba devrildi, bırakın yol göstermeyi. Dünyada bir tek Türk çocuklarının bayramı var. Mustafa Kemal’in hediyesi olan 23 Nisan’ı bırakın çocuklarımız en içten kutlasın.
Tabii ki sizin de yapacaklarınız var. Örneğin geçtiğimiz günlerde Antalya’da yapılan diplomasi forumunda konuşan Ankara Büyükelçisi Tom Barrack “İster beğenin ister beğenmeyin, Türkiye bölgede işleyen tek güç” dedikten sonra “Ama patron yine de biziz” diyor. Ardından demokrasiyi beğenmeyip monarşiyi överek “Ortadoğu’da demokrasi çok, bizim işimize yarayanı güçlü liderler yönetimi” dedi. Bunun üzerine neredeyse tüm siyasiler Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal’e ve rejime yapılan saygısızlıktan bahsettiler. Ancak sizden hiçbir şey duyulmadı. Yoksa siz de mi güçlü liderden yanasınız diye sorarız.
Aslında sorulacak o kadar çok soru var ki bazı nedenler engelliyor. Sadece beni değil, koca koca adamlar soramıyor. Alın size bir örnek: Pamukova tren kazasında evladını kaybeden bir anne sordu, “Adalet yok, neden yok?” dedi, hapse atıldı. Antalya’da yapılan diplomasi forumunda üst düzey yöneticiler, hukukçular, daha kimler kimler… Bir Allahın kulu çıkıp ta “Bir dakika Sayın Büyükelçi, Atatürk’ün kurduğu rejime dil uzatmayın. Güçlü liderler bizde demokrasi gereği seçimle gelir” diyemediyse, bizim yapacak bir şeyimiz olmaz.
Ancak Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu’na söyleyecek iki çift sözümüz olur. Rahmetli Bülent Ecevit ve rahmetli Turgut Özal’ın halkın vergilerini çarçur etmeden bu güzel vatana hizmet olsun diye yaptıkları iki güzide köprüyü yabancılara satma hikayelerini soracağım. Portekiz iki köprüye talip, anlaşmalar imzalanmak üzere. Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün işletmesi yabancılara geçecek. Ulaştırma Bakanı Sayın Uraloğlu “Köprülerin ağır bakım ve onarım işlemlerini işleten grubun yapması için devrediliyor” diyor. Hayli masraflı olan bu bakımı yeni işleten şirket yapacakmış. Bunu bize niye söylüyor anlamadım. Portekiz’den gelecek, köprülerin mamasını yiyecek, bakımını yapsın bir zahmet.
1970 yılında yapılan Boğaziçi Köprüsü ile 1988 yılında yapılan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, biri 55 diğeri 37 yıldan bu yana hizmet ediyor. Bunların bakım onarımları şimdi mi ağır gelmeye başladı? Bütçeye para gerekli, bu nedenle veriyoruz deseniz ne olur? Size kim ne yapabilir Sayın Bakan? Sorum sadece bu değil. Son olarak soruyorum: 174 yıl kar eden kuruluşumuz PTT neden zarar etti? Daha doğrusu Varlık Fonu’na devredilen tüm kuruluşlar niye zarar ediyor? Bir söyleseniz de biz de öğrensek.
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR