Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülten İmren

BİR DURUN YA

İçerde dışarıda huzur yok, nasıl bir toplum olduk, buralara nasıl geldik anlayamıyorum. Tahammül sınırları yıkılmamış, kökten yok edilmiş; sevgi, saygı hiç keşfedilmemiş gibi. Peki tüm bunlara rağmen ülkemizde her şeye hakim olan konuyu sorarsanız, sadece menfaat diyebilirim. Her şeyin önüne geçen menfaat; bu konuda yüzlerce örnek sayabilirim.

 

Bir çok yazımda sosyal medyadan yararlandığımı söylüyorum. Bu haftaki yazımda da bazı örnekler vermeye çalışacağım. AK Partili Sayın Fatma Betül Sayan şöyle demiş: “Muhalefet belediyeleri milletin paralarını çarçur ediyor, özel hayatlarında kullanıyor. Biz milletin parasını tek kuruşuna kadar millet için, hizmet için kullanıyoruz.” diyen Sayın Fatma Betül Sayan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti’deyken 2009 yılında burs için 85 bin dolar alıp Amerika’ya gittiğini söylemiyor. Benim ilk aklıma gelen paylaşmak istedim. Bunları çoğaltarak örnekler verebilirim.

 

TV kanallarında tartışan bilim adamları “Kentler büyüdükçe gıdaya erişim güçleşiyor” diyorlar. Düşündürücü, ancak bir o kadar da komik diyebilirim. Bana katılırsınız, katılmazsınız bilemem, bu benim fikrim. Gıdaya erişim kentlerin büyümesi mi yoksa plansız programsız tarım politikalarımız mı? Tohum, gübre, ilaç, mazot pahalıysa üretim düşer; üretim düşünce erişim zorlaşır. Bir çok ülkeden gıda yani sebze, meyve ve bakliyat ithal ediyoruz. Bu ithalat yaptığımız ülkelerin büyümediği anlamına gelmez herhalde. Eğer gıdaya erişimde zorlanıyorsak bunun tek nedeni programsız üretimdir.

 

Sadece tarım değil elbette. Geçtiğimiz yıllarda bilim adamları bas bas bağırdılar, “Yapmayın” dediler, “Kur korumalı mevduat yanlıştır” ama “Ben bilirim, benden başkası bilmez” taktiği ile gelinen nokta 60 milyar dolar zarar. Merkez Bankası’nın zarar bilançosu gerçekten düşündürücü. 2025 yılı zararı 1 trilyon 65 milyar. Oysa 2020, 2021 ve 2022 yıllarında Merkez Bankası vergi şampiyonuydu. Bu zararı kim ödeyecek? Tabii ki bizler.

 

Sadece bu mu? Tarım Kredi marketleri Cumhurbaşkanımızın deyimiyle yoksulların yanında olacak, fiyatları çok uygun tutulacak denmişti. Nedense 4 milyar 700 milyon zarar. Ancak çok paralar kazanmış gibi genel müdürü 1,5 milyon maaş alıyor. Gözümüz yok ama hak ediyorsa alsın. Zarar eden bir kuruluşun müdürü niçin bu kadar fazla maaş alıyor? Sadece merak ettim.

 

Tüm bunlara rağmen bu açıkların kapatılması gerekir diye düşünüp, ya da ben öyle zannediyorum, kamuya ait ihtiyaç fazlası denilen 230 adet taşınmazın satışı gündemde. Bu satıştan 35 ila 45 milyar gelir elde edileceği hesaplanıyor. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından şehir merkezlerinde kalmış, kullanılmayan ihtiyaç fazlası arazilerin, örneğin DSİ veya Karayolları şantiyeleri gibi yerler satılacak. Elde edilecek gelir 35 ila 45 milyar. Bu para kur korumalı zararını bile karşılayamıyor. Amaç zararları kapatmak mı diye sormak gerekiyor ama soramıyoruz. Belki başka bir çıkar vardır, aynı İliç madeninde olduğu gibi.

 

Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki kaza sonrasında 9 işçi hayatını kaybetmişti. Mahkeme bilirkişi raporu istedi. Rapor hazırlandı, mahkemeye sunuldu. Ancak raporu hazırlayan bir profesörün maden şirketiyle ticari ilişkisi olduğu belirlendi. Peki müsaadenizle soralım, kime güveneceğiz? Gerçekten güveneceğimiz kimse yok dersem suç olur mu bilmiyorum ama büyüklerimizin bir sözü geldi aklıma: “Sağ gözün sol göze güveni yoktur” derlerdi. Gerçekten de öyle.

 

Biraz Akbelen köyünden bahsedeyim. Akbelen’de 6 köy acele kamulaştırıldı. Amaç belli, kurulacak termik santral için kömür yatakları açmak. O çevrede doğmuş, büyümüş, ölmüş, mezarlar, toprak altında yatanlar var. O altı köyün boşaltılması nasıl yapılmalı? Bunu kamulaştırma yapılmadan önce planlanması gerekmez miydi? Sondaj makineleri, kepçeler, kamyonlar köy yollarına yığılıyor. Toprağını, vatanını, havasını, suyunu savunan gencecik bir kız jandarmaya mukavemetten gözaltına, ardından tutuklanıyor. Esra Işık. Silahı yok, sopası yok, biber gazı yok ama mukavemet var.

 

Zeytin ağaçları sökülüp kamyonlara yükleniyor. Esra ağlayarak telefonla kayıt alıyor. Emir kulu jandarma “Yaptığınız suç, çekmeyin” diye uyarıyor. Oysa Atatürk’ün 1939 yılında çıkardığı 3573 sayılı yasa zeytinlikleri koruma altına almıştı. Şimdi aynı vicdanı hatırlama zamanı. Zeytin ağacını kökünden sökmek, toprakla yapılan bir anlaşmayı bozmak gibidir. Dedim ya, emir kulu ne yapsın? Zeytin ağaçlarını katletmek serbest, çekim yapmak yasak.

 

Hani Cumhuriyet düşmanları sık sık söylüyor, “Bizi bir gecede cahil bıraktınız” diyorlar ya, verilecek yanıt belli: 12 yaşında türbana gir, 13 yaşında evlen, 14 yaşında çocuk doğur, sonra da bir gecede cahil kaldık. Hiç faydası olmayacak ama ben yazmak istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk dikkatli bir şekilde tam tamına 3.997 kitap okumuş. Bu kişi sizleri bir gecede cahil bıraktı, öyle mi?

 

Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

3 + 6 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER