Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren tüm milletvekilleri yemin ederler, daha doğrusu yemin etmeyen vekil olamaz. Bu milletvekili yemininin son satırını başlık yaptım ve sizlere aktarıyorum: “Sadakattan ayrılmayacağıma Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” Yani insanlığın en büyük yemini, işin içine namus ve şeref giriyor. Bu yeminin üzerine bu vekillere inanmayan çıkmaz herhalde diye düşünürüz, değil mi? Siz bazılarına inanın da durun, bakın TBMM’de neler oluyor.
Geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan ile yapılacak enerji anlaşması mecliste oylanması gerekiyor ve bu anlaşma oylanıyor, ancak 73 sahte oy pusulasıyla oylanıyor. İktidar partisinden 76 vekilin imzalı pusulaları çıkınca İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez salonda yeteri kadar iktidar partili vekil göremeyince başkandan yoklama istiyor. Yapılan yoklamada oy kullanan vekillerin ismi tek tek okunuyor. Oy veren 76 vekilden 73’ü salonda olmadığı tespit ediliyor.
Hiç kimse kusura bakmasın, hani namus şeref ne oldu? Demokrasiye ve milletin iradesine biraz saygı gösterin. Bu ülkeye yazık ediyorsunuz.
Bu yapılan belki de devede bir kıl. Yazık edilen öyle şeyler var ki hangisini yazsam diye düşünüyorum. Daha yenilerde gün yüzüne çıkan bir olayı aktarayım: Ankara-İstanbul demiryolu hattı üzerinde yapılan T.26 Tüneli sözleşmesi 2006 yılında 60 milyon dolara yapılmış. Ancak uzayan yapım, aksayan çalışmalar derken 60 milyon dolarlık işe tam 322 milyon dolar ödedik. 6 kilometrelik tünel 20 yılda tamamlanabildi. Kısacası yapılan çalışmaları güne bölersek bir günde sadece 80 santim tünel yapmışız.
Şimdi gelelim Türkiye’de en çok konuşulan konulara: Mutlak Butlan olaylarına. Geçtiğimiz günlerde Sözcü Televizyonu’nu genel merkeze davet eden Kılıçdaroğlu, gazetecileri davet ettiğine bin pişman oldu. “Bu görevi niçin kabul ettiniz?” sorusuna “Ben gelmeseydim bir kaymakam gelip oturacaktı” dedi. Keşke öyle olsaydı, hiç olmazsa kaymakam kapıları kırmazdı, içerideki partililere biber gazı sıkmazdı, pil atmazdı, mermi attırmazdı.
Kemal Kılıçdaroğlu “Ben partiyi arındıracağım” diyor. Peki seni buraya kim çağırdı? Delege, seçmen kim çağırdı “Gel bizi arındır” dedi? Yanıtına sessiz kaldı. “13 seçim kaybettiniz” sorusuna “Sayın bakalım, 13 seçim değil” dedi. Kemal Bey kaç seçim kaybettin, önemi yok, sen kazandıklarını, ikisini söyle yeter. Söyleyemesin zira kazandığın hiçbir şey yok.
Senin mutlak butlan ile gelmen iyi oldu, insanlar hiç olmazsa partinin içindeki senin yandaşlarını tanıdı. Şimdi kimse kusura bakmasın, ülke yangın yeri gibiyken partiyi bölüp parçalamak isteyenlerin “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen fesli Kadir’den ne farkınız kaldı? Burada amaç layık Türkiye Cumhuriyeti’ni büyütmek, birilerinin değirmenine su taşımak değil.
Okuma yazma bilen her vatandaş bu ülkede neler olduğunun farkındadır. Bizi yani Türk halkını çok ciddi sorunlar bekliyor. Bunu nereden çıkardın demeyin, bakın İYİ Partili Cenk Özatıcı neler anlatıyor: TBMM’de Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesi konuşulurken DEM Partili biri şanlı Türk Ordusu için bakın neler söylüyor: “Kanla beslenen işgalciler, tecavüzcüler” diyor. Şanlı şerefli Türk Ordusu’na bunları söylüyor. Tüm milletvekillerinin biri hariç hiç sesi çıkmıyor.
Milletvekili Ayyüce Türkeş ayağa kalkıp ağızlarının payını verince “Biz size değil, Milli Savunma Bakanı burada, ona söylüyoruz” diyorlar. Bakan Yaşar Güler 40 yıl taşıdığı şerefli üniformanın hakkını veremiyor, kalkıp iki laf edemiyor. Şimdi anlayın ülkenin içindeki zorlukları.
Neyse, benim için hayli önem taşıyan bir konudan bahsetmek istiyorum: Susurluk Parkı. Temcit pilavına döndürülen Susurluk Belediye Parkı, yöremizin parkları içerisinde bir yarışma yapılsa birinci olmasa da ilk üçün içinde olması gereken bir parktı. Kendi memleketim diye söylemiyorum, gerçekten çok güzel bir parkımız vardı.
Parkın içinde asırlık 3 adet meşe ağacı, sayamayacağımız kadar da çam ağaçları vardı. Lise yıllarımda o zaman flört ettiğim eşimle meşe altına buluşur çayımızı yudumlardık. Toprak sahanın hemen yanında hayvanat bahçesinde bulunan tavus kuşlarının ötüşlerini dinlerken mutluluğumuz artardı. Demem o ki, gerçekten çok güzel bir parkımız vardı.
Peki şimdi gelelim parkı diline dolayan AK Parti İlçe Başkanı Sayın Şafak Mut kardeşime. Kusura bakmazsan “kardeşim” diyorum zira sizden büyük çocuklarım var. Neyse, dilinizden düşürmediğiniz Susurluk Parkı’nı 2004 yılında göreve gelen partinizin Belediye Başkanı İsmail Güneş adeta talan etti. “O zaman neredeydin?” diyemiyorum zira o tarihte 14 yaşındaymışsın.
Sayın Güneş koltuğa oturduktan on gün sonra ilk işi Susurluk Parkı’nı talan etmek oldu. Sadece Güneş değil, yukarıdan alınan talimatlarla Balıkesir Atatürk Parkı da Rahmetli Sabri Uğur tarafından katledildi. Siz Ziraat Fakültesi mezunusunuz, bir çam ağacının ömrünü bilirsiniz. Parkın içinde yüzden fazla ağaç kesildi. Bunlara inanmıyorsanız gidin Halk Kütüphanesi’ne, gazete arşivlerine bakın, orada göreceksiniz.
Parkın içine derecikleri, alçıdan hiçbir şeye benzemeyen fıskiyeleri Güneş yaptı. Tüm bunları yaptı etti, anladık. Anlayamadığım tek şey, Belediye Meclis Üyesi olan arkadaşının besi damı inşaatından çıkan hafriyatı parkın içine dolgu olarak parka yığması. Parkın belirli yerlerini su basmasına neden oldu.
Susurluk’a yapılan tüm bu ihanetleri bilmiyor ya da görmezden gelip Belediye Başkanı Sayın Semizel’i günah keçisi yapmak size yakışmıyor. “Parkta hiçbir çalışma yoksa bana ne” diyorsa, bile bile parkı yaşanmaz hale getiriyorsa seninle beraberim ama birazcık insaf derim.
Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR