Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülten İmren
Gülten İmren

ONLARIN DERDİ SEÇİM

Onların derdi seçim, bizim derdimiz geçim. Ancak bizim derdimizden anlayana rastlamak çok zor. Şu günlerde Türkiye’nin tek bir uğraşı var: Terörsüz Türkiye.

 

5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmalarına başlayan komisyon, 107 sayfalık bir raporla sona ulaştı ve komisyon raporu apar topar imzalatıldı. Terörsüz bir Türkiye’yi istemeyenler ya vatan hainidir ya da soysuzdur. Ancak hazırlanan komisyon raporunda birçok eksikliğin olduğu yönünde alabildiğine eleştirileri de yabana atamayız. Özellikle AK Partili milletvekillerine boş kağıtlara attırılan imzaların ne anlama geldiğini çözebilene aşk olsun.

 

Bazı konuların bizleri aştığını biliyorum. PKK’nın silah bırakması, teslim olması, örgütün lağvedilmesi gerçekten kulağa hoş geliyor. Ancak hapishanelerde bulunan gazeteciler, belediye başkanları, akademisyenler… Onların akıbeti ne olacak? Bakın, bir ayda 5 bin 942 kişi hapse atılmış. Hapishanelerdeki insan sayısı kapasitesinden 122 bin kişi fazla. 304 bin kapasiteli ceza evlerimiz var, buna rağmen mahkum sayısı 427 bin. Hapishanedeki insanların yaşam şartlarını gidip görmeye gerek yok desem kabalık yapmış olmam herhalde.

 

56 trilyon borcumuz var, 23 yıl içinde 61 trilyon faiz ödemişiz. Asıl mesele: Türkiye’nin 81 ilini, 973 ilçesini ve 51 bin köyünü yıkıp yeniden yapsak bu parayı etmez.

 

Yazımın başlığında söyledim: Onların derdi seçim, bizim derdimiz geçim. Verdikleri 3 kuruşluk zam eridi gitti. Soğan %300 zamlanmış, patates koşturuyor, peynirin yüzünü unutur olduk, eti sadece kasap dükkanlarında görüyoruz. Milyonlarca emekli Sayın Faruk Çelik Beyefendi’nin kulaklarını çınlatıyor. Acaba farkında mı?

 

2008 yılında 5510 sayılı yasayı çıkarıp emeklinin maaşını %70’den %30’a düşüren Faruk Çelik, emekliye yaptığı bu adaletsizliğin üzüntüsünü hiç hissetti mi acaba? Gerçekten merak ediyorum. Bunu “Niye yaptınız?” diye bir emekli sorsa acaba Sayın Çelik ne yanıt verir?

 

Emekliyi süründüren bakanlarımız, yakıtı hiç bitmeyen uçaklarımız var. “Daha ne istiyorsunuz?” demeyin, halk artık bunlara inanmıyor. 2011 seçimlerinde iktidar partisinin hazırladığı afişler Türkiye’nin dört bir köşesinde billboardları süslüyordu: “İlk yerli yolcu uçağımız göklerde.” Bu uçak o günden beri hiç yere inmedi, benzini de bitmiyor. Nasıl uçaksa…

 

Şimdi de Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, IAC 2026 resepsiyonunda Türkiye’nin tamamen kendi tasarlayıp ürettiği yeni bir uzay aracıyla aya gideceğini müjdeledi. Madem ki böyle bir kapasitemiz vardı, niye Amerikalılara 55 milyon dolar verip Alper Gezeravcı’yı gönderdik? Neyse, bu konular bizleri aşıyor, biz anladığımız konulardan bahsedelim.

 

Beni sürekli takip eden okuyucularıma sunduğum son yazımda “Özür Dilerim” başlığını kullanmıştım. Yazımın içinde yaptığım küçük bir yanlışlığı düzeltip bu nedenle özür dilemiştim. Geçtiğimiz Çarşamba yazımı yazamadım, yani bir hafta ara verdim. Sağlık sorunlarım elverişli değildi. Bu hafta sizlerle olmaktan mutluyum.

 

Siz de farkındasınız, yazılarıma ara sıra mizah katıyorum. Bu stili sevdiğimi biliyorsunuz. Ancak şu yazacaklarımın mizahtan öteye gideceğine eminim.

 

3 Temmuz 2025 tarihinde bir din görevlisi, hadi adını da vereyim, Hamza Aslan camide vaaz veriyor. Bakın neler söylüyor:”Ey Müslümanlar, iyi dinleyin! O yere göğe sığdıramadığımız siyasetçiler var ya, o kurtarıcı sandığımız siyasetçiler… Programlarda, televizyonlarda sigara içenler var ya, sigara içilmesini yasak ediyorlar. Hani yaşa göre yasak ya, o sahneyi dumanlıyorlar. ‘Sigara hoş bir şey değil’ diyorlar. Ama aynı dizilerde bir kadın 3-4 tane erkeği idare ediyor, aynı anda bir adam yengesiyle, halasıyla, komşusuyla yatıp kalkıyor ama o sahnelere bir bulutlandırma yok. Yaşa göre… Bizi yönetenlere göre bu çağdaşlıktır, özgürlüktür, hürriyettir. Ama bu imansızlıktır, bu dinsizliktir, bu Allah’a isyandır!”

 

Sayın Hamza Aslan dizinin namus bekçisi oldu, yönetmeni oldu ama oyuncusu olamadı. Yapımcılardan ricam: Bu adama rol verin ama komşu kadınlarını ayartmasın.

 

Şimdi gelelim işin mizah kısmına. Malum emekliyiz, bir emekli hikayesi yakışır:

 

Emekli bir amcamız maaş günü tertemiz giyinmiş, bankanın yolunu tutmuş. Emekli maaşını çektikten sonra ufak tefek alışveriş yapıp evine dönmek için otobüse binmiş. Kalabalıkta bir hırsız çaktırmadan emeklinin parasını çalmış. Bir süre sonra şoför “Ücretler!” diye bağırınca emekli amca ceplerini aramış, her yerine bakmış. Parasının yerinde yeller esiyor. Utanmış, sıkılmış.

 

“Şoför Bey, amca, para vermeyen bir sen kaldın. Bir de tertemiz giyinmişsin, paran yoksa niye bindin?” deyince parayı çalan hırsız bağırarak “Bu bey amcanın parasını ben veriyorum, lütfen laf söylemeyin” demiş. Adamcağız “Allah razı olsun evladım, Allah ne muradın varsa versin, sizin gibilerin sayısı her gün artsın” deyince arabada kaç kişi varsa hep bir ağızdan “Âmin!” diye bağırmış.

 

Kısacası bizim paralarımızı çalıyorlar, bize kırıntı yani yol parası veriyorlar.

 

Kalın sağlıcakla.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + 2 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER